05.01.2026

AYDINLANMAMIŞ İYİLİK !

“Aydınlanmamış İyilik: Medyanın Sessizce Büyüttüğü Kötülük”

Albert Camus, “İyiyi istemek yeterince aydınlanmamışsa, kötüyü istemek kadar zarar verir” derken, bugün toplum olarak yaşadığımız bir hakikatı şaşırtıcı bir netlikle tarif ediyor. Çünkü iyi niyet iddiasıyla yapılan bazı davranışlar, özellikle basın ve sosyal medyada, çoğu zaman kötülüğün en görünmez hâline dönüşüyor.

Artık haber verme sorumluluğu, yerini çoğu zaman hızlı tüketime, reytinge, gündem yaratmaya bıraktı. Yargıya intikal eden bir olayın daha maddi gerçekliği bile ortaya çıkmadan, medya bir kişiyi toplum önünde “suçlu” ilan edebiliyor. Böylece hukukun temel ilkesi olan masumiyet karinesi, en çok ihtiyaç duyulduğu anda sessizce yok oluyor.

Oysa bir insan hakkında eksik, doğrulanmamış veya yönlendirilmiş bilgiyle hüküm vermek; yalnızca yanlış habercilik değil, aynı zamanda etik bir ihlaldir. Çünkü linç kültürü, çoğu zaman kötü niyetle değil, düşünmeden yapılan iyi niyet gösterileriyle büyür. Bir paylaşım, bir başlık, bir yorum… Öfkeyi örgütleyip hakikati gölgede bırakabilir.

Toplum olarak bu tehlikeyi her gün yaşıyoruz:
– Bir iddia ortaya atılıyor, deliller henüz ortada yokken kişiler hedef gösteriliyor.
– Bir öğretmen, bir sağlık çalışanı, bir yurttaş; yalnızca “öyle denildiği için” suçlu ilan ediliyor.
– Ve sonuçta insanlar hayatlarını, mesleklerini, onurlarını kaybedebiliyor.

Camus’nün sözünün bugün bize hatırlattığı şey tam da budur:
Aydınlanmamış iyi niyet, kötülüğün en tehlikeli kılıfıdır.
İyi görünür, hak savunur gibi görünür; ama gerçekte telafisi olmayan yaralar açar.

Bu nedenle bugün ihtiyacımız olan şey daha çok ses değil, daha çok düşünmektir.
Hızlı hüküm değil, doğru bilgi; öfke değil, adalet arayışıdır.

Çünkü “iyiyi” gerçekten gerçekleştirmek istiyorsak, önce aydınlanmak, sonra konuşmak zorundayız.